İklim değişikliği hakkında endişelenmek, gelecekteki riskleri düşünmek veya yaşanılan çevrenin kaybına üzülmek tek başına bir ruhsal hastalık değildir. İklim kaygısı geleceğe ve iklim tehdidine ilişkin kaygıyı; ekolojik yas çevresel kayıplara verilen yas tepkisini; solastalgia ise kişi evinde kalırken sevdiği yerin değişmesinden doğan sıkıntıyı anlatır. Klinik önem, duygunun varlığından çok sürekliliği ve işlev üzerindeki etkisiyle değerlendirilir.
Bu kavramlar neyi anlatır?
Terimler birbirinin yerine kullanılsa da vurguları farklıdır:
- İklim kaygısı (iklim endişesi/eko-anksiyete): İklim değişikliğinin bugünkü ve gelecekteki sonuçları hakkında korku, endişe, belirsizlik, öfke veya çaresizlik hissetme. Literatürde ortak bir tanım gelişmektedir; DSM-5-TR veya ICD-11’de bağımsız bir tanı değildir.
- Ekolojik yas: Türlerin, yaşam alanlarının, mevsimlerin, su kaynaklarının, geçim yollarının veya ekosistemlerin kaybına ya da kayıp tehdidine verilen keder ve özlem tepkisi. Kayıp fiziksel, kültürel veya geleceğe ilişkin olabilir.
- Solastalgia: Kişi yerinden taşınmamış olsa bile, “ev” olarak bildiği çevrenin madencilik, yangın, kuraklık, sel, kentleşme veya başka çevresel değişimlerle bozulmasından duyduğu yer ve aidiyet sıkıntısıdır. Kavram 2000’lerin başında çevre değişimi ile ruhsal iyilik hâli arasındaki ilişkiyi açıklamak için geliştirildi.
Bu duygular tek tek veya birlikte yaşanabilir. Bir orman yangınını doğrudan yaşayan kişi travma belirtileri ve kayıp duygusu hissedebilir; olayı uzaktan izleyen biri geleceğe ilişkin iklim kaygısı yaşayabilir; kuraklığın sürdüğü bir köyde yaşayan kişi, evinden ayrılmadan solastalgia deneyimleyebilir.
İklim değişikliği ruh sağlığını hangi yollarla etkileyebilir?
İklimle ilişkili ruhsal etkiler tek bir mekanizmaya indirgenemez. Araştırmalar genellikle üç tür maruziyeti ayırır:
- Doğrudan ve akut maruziyet: Sel, yangın, sıcak hava dalgası, fırtına veya tahliye gibi olayın bizzat yaşanması. Kayıp, yaralanma, belirsizlik ve yer değiştirme stres yaratabilir.
- Süreğen maruziyet: Kuraklık, sıcaklık artışı, hava kirliliği, geçim kaybı veya ekosistemin yavaş yavaş bozulması. Sürekli tetikte olma ve gelecek planlarını değiştirme gerektirebilir.
- Dolaylı veya sembolik maruziyet: Haberler, bilimsel raporlar, sosyal medya ve gelecek kuşaklar hakkında düşünmek. Kişi doğrudan afet yaşamasa da tehdit algısı güçlü olabilir.
Etkiler herkes için aynı değildir. Afetten doğrudan zarar gören, geçim kaynakları iklime bağlı olan, kronik hastalığı bulunan, çocuk veya yaşlı olan, yerinden edilen ya da sosyal ve ekonomik kaynaklara erişimi kısıtlı kişiler daha fazla yükle karşılaşabilir. Bu durum “daha kırılgan kişi zayıftır” demek değildir; maruziyet ve koruyucu kaynakların eşit dağılmadığını gösterir.
Araştırmalar ne söylüyor?
2026’da yayımlanan bir şemsiye derleme ve meta-analiz, dokuz sistematik derlemedeki 345 birincil çalışmayı bir araya getirdi. İklim kaygısı veya endişesi ile depresif belirtiler, stres ve psikolojik sıkıntı arasında küçük ile orta düzeyde pozitif ilişkiler bildirildi. Ancak çalışmaların tanımları, ülkeleri, örneklemleri ve ölçüm araçları çok farklıydı; yüksek heterojenlik, ortalama ilişkinin her kişi ve bağlam için aynı olmadığını gösterir (Leiva-Bianchi ve ark., 2026). Bu bulgu “iklim kaygısı depresyona neden olur” gibi tek yönlü bir sonuç vermez.
2021’de 10 ülkede 16–25 yaş arasındaki 10.000 kişiyle yapılan çevrimiçi araştırmada katılımcıların %59’u iklim değişikliği konusunda çok veya aşırı endişeli olduğunu, %45’ten fazlası duygularının günlük yaşamını olumsuz etkilediğini bildirdi. Çalışma, ülkelerden eşit sayıda katılımcı toplamış ve olasılıklı nüfus örneklemi kullanmamıştır; bu nedenle oranlar bütün dünya gençlerine doğrudan genellenemez. Yine de gençlerin iklim duygularının yalnızca “abartılı bir korku” diye geçiştirilemeyeceğini gösteren önemli bir veri sağlar (Hickman ve ark., 2021).
Sağlıklı bir kaygı ile işlev bozucu sıkıntı nasıl ayrılır?
İklim hakkında kaygı, gerçek bir tehdide duyarlılık ve değer verilen şeyleri koruma isteği içerebilir. Bilgi aramak, belirsizlik hissetmek, öfkelenmek veya toplulukla dayanışma kurmak tek başına patoloji değildir. Duygu, kişinin değerleriyle uyumlu adımlar atmasına veya ilişkiler kurmasına yardımcı olabilir.
Değerlendirme gerektirebilecek işaretler ise şunlardır:
- Haber ve sosyal medya takibinin uykuyu, çalışmayı veya okul katılımını sürekli bozması
- Gelecek hakkında düşününce tekrarlayan panik ataklar, yoğun bedensel uyarılma veya kontrol edilemeyen ruminasyon
- İklim tehdidi nedeniyle seyahat, iş, eğitim, ilişki veya ebeveynlik gibi alanlardan tamamen vazgeçme
- Hiçbir kişisel veya toplumsal eylemin anlamlı olmadığına dair kalıcı umutsuzluk ve donakalma
- Doğrudan afet sonrasında travmatik anıların istemsizce gelmesi, kaçınma, kabus veya aşırı irkilme
- Alkol/madde kullanımında artış, kendine zarar verme düşüncesi veya temel öz bakımın bozulması
Bu işaretler de kendi başına tanı koydurmaz. Depresyon, yaygın kaygı, travma sonrası stres, uyum sorunları veya başka bir ruhsal durumla birlikte değerlendirilebilir.
Ekolojik yas ve solastalgia neden farklı bir dil gerektirir?
Ekolojik yas, “kaybedilen şeyin yalnızca zihinde olduğu” anlamına gelmez. Bir gölün kuruması, bir türün yok olması, tarımsal döngünün değişmesi veya mahallenin yaşanamaz hâle gelmesi gerçek maddi ve ilişkisel kayıplardır. Kişinin yasını yalnızca bireysel bir bilişsel hata gibi ele almak, kaybın toplumsal ve politik bağlamını görünmez kılabilir.
Solastalgia literatürünü haritalayan 2019 tarihli kapsam belirleme derlemesi, kavramın farklı ülkelerde ve yerel topluluklarda kullanıldığını; ancak araştırmaların yöntem ve tanımlarının henüz çeşitlilik gösterdiğini bildirdi (Galway, Beery, Jones-Casey ve Tasala, 2019). Bu nedenle solastalgia bir hastalık etiketi değil, kişinin yerle ve aidiyetle kurduğu ilişkinin çevresel değişimden nasıl etkilendiğini anlatan açıklayıcı bir kavramdır.
Ekolojik yas ve kaygı bazen dayanışma, bakım ve kolektif eylem için enerji sağlayabilir. Bazen de kaybın büyüklüğü, adaletsizlik veya sürekli belirsizlik kişiyi felç olmuş gibi hissettirebilir. Aynı duygu hem anlamlı hem de yorucu olabilir; “ya olumlu ya olumsuz” ikiliğine sıkıştırılmamalıdır.
Çocuklar ve gençler iklim kaygısını nasıl yaşayabilir?
Çocuklar iklim tehdidini kendi gelişim düzeylerine göre anlamlandırır. Haber görüntülerini tekrar tekrar izlemek, yetişkinlerin çaresizlik ifadelerini duymak veya yaşanan sıcak hava, yangın ve sel gibi olaylar kaygıyı artırabilir. Bazı çocuklar soru sormak yerine uyku, karın ağrısı, öfke veya okuldan kaçınma ile tepki verebilir.
Yetişkinin “Hiçbir şey olmayacak” diye kesin güvence vermesi kısa vadede rahatlatıcı görünse de çocuğun gözlemlediği gerçeklikle çelişebilir. Bunun yerine yaşına uygun, doğru ve sınırlı bilgi vermek; duyguyu küçümsemeden dinlemek; güvenlik planlarını ve günlük rutini konuşmak; çocuğu yetişkinlerin iklim sorumluluğunu tek başına taşıyacak bir konuma koymamak daha koruyucu olabilir. Süreğen uyku, okul veya arkadaşlık sorunlarında çocuk ve ergen ruh sağlığı değerlendirmesi düşünülebilir.
Destek arayan biri hangi seçenekleri değerlendirebilir?
Kişiler farklı kaynaklardan yararlanabilir: güvenilir bilgiye belirli zaman aralıklarında bakmak, haber tüketimini uyku öncesinden ayırmak, güvenilen kişilerle duyguyu paylaşmak, doğayla veya mahalleyle bağ kurmak, değerleriyle uyumlu ve sınırları belli bir topluluk faaliyetine katılmak ya da yaratıcı bir yas ritüeli oluşturmak. Bunların hiçbiri “doğru davranış” olarak dayatılamaz; kişinin güvenliği, kaynakları ve isteği belirleyicidir.
Ruh sağlığı uzmanı, iklimle ilgili duyguyu yok etmeyi hedeflemek zorunda değildir. Çalışma; belirsizlikle yaşama, kayıp ve öfkeye anlam verme, travma belirtilerini ele alma, günlük işlevi geri kazanma ve kişinin değerleriyle uyumlu sınırlar oluşturma üzerine kurulabilir. Doğrudan afet veya yerinden edilme yaşayan kişiler için psikososyal destek, barınma ve sağlık hizmetleri gibi somut ihtiyaçlar ruhsal desteğin ayrılmaz parçasıdır.
Sık yanlış anlamalar
- “İklim kaygısı sadece gençlerin modasıdır.” Gençlerde görünür olsa da her yaşta ve farklı maruziyet biçimlerinde yaşanabilir.
- “Endişeleniyorsan sorun sendesin.” Gerçek bir tehdide duyarlılık otomatik olarak irrasyonel değildir; klinik önem işlev, süre ve sıkıntıyla birlikte değerlendirilir.
- “Eko-anksiyete resmi bir tanıdır.” Terimler araştırma ve klinik iletişimde kullanılabilir; DSM-5-TR veya ICD-11’de bağımsız tanı değildir.
- “Doğrudan afet yaşamayan kişinin yas tutmaya hakkı yoktur.” Dolaylı, sembolik ve geleceğe ilişkin kayıplar da anlamlı olabilir; deneyimin yoğunluğu kişiden kişiye değişir.
- “Tek çözüm olumlu düşünmektir.” Zor duyguları bastırmak yerine bilgi, ilişki, somut güvenlik ve gerektiğinde profesyonel desteği birlikte düşünmek daha gerçekçidir.
- “İklim haberlerini tamamen bırakmak gerekir.” Bazı kişiler için sınır koymak yardımcı olur; ancak bilgiye erişim, mesleki sorumluluk veya doğrudan afet koşulları kişiye göre değişir.
Ne zaman değerlendirme gerekir?
İklim veya çevreyle ilgili düşünceler haftalar boyunca yoğunlaşıyor, uyku ve işlevselliği bozuyor, panik ve kaçınma yaratıyor, doğrudan afet sonrası belirtiler azalmıyor veya kişi kendine zarar verme düşüncesi yaşıyorsa ruh sağlığı uzmanıyla görüşmek uygun olabilir. Değerlendirme, iklim duygusunu “yanlış” ilan etmek yerine hangi koşullarda arttığını ve hangi desteğin işe yarayabileceğini anlamaya yönelir.
Kendine veya başkasına zarar verme riski, ağır bilinç bulanıklığı, ciddi yaralanma, nefes darlığı ya da başka bir tıbbi acil durum varsa Türkiye’de 112 aranmalı ve en yakın acil sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.
Sonuç
İklim kaygısı, ekolojik yas ve solastalgia; çevresel tehdidin, kaybın ve yer duygusundaki değişimin farklı yüzlerini anlatır. Bu duyguları otomatik olarak hastalık saymak kişilerin gerçek deneyimini küçümser; hiçbir sıkıntıyı “sadece duyarlı olmak” diyerek geçiştirmek de işlev kaybını görünmez kılar. En dengeli yaklaşım, maruziyetin bağlamını, eşitsizlikleri, kişinin kaynaklarını ve günlük yaşam üzerindeki etkisini birlikte ele almaktır.
Sınır notu: Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; tanı veya kişisel tedavi önerisi yerine geçmez. İklimle ilgili duyguların anlamı, doğrudan maruziyet, sosyal koşullar, sağlık öyküsü ve günlük işlevle birlikte değerlendirilir.